how i met your mother etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
how i met your mother etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2009 Salı

What's the Difference Between Peanut Butter & Jam ?

Eğer izledilerse bir cümlelik bir şey N. ve Ç.'ye; Oha, Ted biziz, fark ettiniz değil mi?...
Ah bir de esprinin punchline'ını Barney'nin dudaklarını okuyamayanlar, HIMYM izlemeyenler ya da sadece sorunun cevabını merak edenler için aşağı yazacağım minimal harfler ile.


Bunun dışında;
Bat For Lashes*
My Brightest Diamond*
Antony & The Johnsons*
Jens Lekman*
Patrick Wolf*
Andrew Bird
The Dears*
CocoRosie
The Cure*
Ladytron
PJ Harvey*
Beirut*
Rufus Wainwright*
Turnede olup İstanbul'a gelip gelmeyecekleri belli olmayan isimler. Yalvarırım bu yaz hepsi ya da en azından yıldız koyduklarım gelsin. Oldukça boş ve programlara açık bir yazım var, kullanmalıyım kendisini (3 konserden sonra ağlayarak evimin ya da N. ve Ç.'nin evinin rahatlığına koşarım diye düşünüyor olabilirim ancak NEİN! Para mara dinlemem, hepsine giderim, ağlayarak da olsa giderim, evet...).
Bu arada yıldızlı isimlerin dördünü daha önceden izlemiş olmam başkalarına garip gelebilir ancak bu konserlerde yanımda olanlara gelmez sanırım.
-Bir de listede yok ama She Wants Revenge gelsin-
Things might be going well, and I'm not *that* depressed. We'll see what happens, neee? (oh ne kadar multilingue bir insanım, mon dieu mon dieu (şaka bir yana bu 5. dil oldu...) )

Bu yazımı eski bir şarkıyı söyleyerek kapatıyorum; Diiig meee nooow, fuuuuck meee lateeeer and sing it to the tune of faggot, faggot, faggot!

As for the punchline (i warn you, this one is dirty...);

You can't peanut butter your dick up someone's ass

29 Mart 2009 Pazar

Just Like the Movies

Ben yazımı yazmaktayken bir yandan da Big Star'dan Thirteen çalıyor. Şarkıyı ad olarak bilmeyenler için HIMYM'ın Stella ile iki dk'lık date bölümünde tam da iki dk'lık date esnasında çalan şarkı olduğunu söyleyebilirim. Ted'in romantiklik seviyesini ve türünü seviyorum çünkü klasik romantiklik tanımından uzak geliyor bana hep. Odayı güllerle donatmak değil de mavi french horn ile dekore etmeler, tek bir sokağa her şeyi doldurabilmeler falan. Da neyse, HIMYM'dan ve karakterlerden söz edecek olsak her biriyle kurduğum duygusal bağ okuyanı korkutacak derecede korkunç ve uzun olur.
Uzun zamandır adam gibi film izleyemiyordum. Günde iki film(hatta arada daha fazla) izlediğim dönemler olmuştu o yüzden ayın bir haftasında iki kez film izleyebilmenin şu anda bana ne kadar iyi geliyor olduğu komik. Duruma değinmişken, gecenin bir vakti sevgili Goldmax'te Todd Haynes'in bir filmi oln Far From Heaven'ı yakaladım. İlginç bir şekilde...güzeldi. Velvet Goldmine'dan çok daha güzeldi hatta. Daha derin gelişiyordu bence olaylar. Özetlemek gerekirse 1957'nin Amerikası, tam bir Amerikan Rüyası ailesi ancak kocasının eşcinsel olduğunu anlayan bir kadın, "iyileşmek" isteyen bir koca ve kadının tüm bu zorlu süreç esnasında zenci bahçıvanları ile dost haline gelmesi ve basit bir sohbetin bile yol açabileceği problemler. Bilmiyorum uzun zamandır duygusal/psikolojik yanı ağır basan bir film izlememiş olmamdandır belki de, film bana çok güzel geldi. Hele birkaç sahnede kullanılan ışıklar~~ "Işık-sevici" diye bir şey var mıdır acaba? Aquaphilia bile var esasen, ışık neden olmasın, ama hala bir kenarda tuttuğum parafililer listemde hiç rastlamadım böyle bir kavrama. Neyse yoksa da ben yaratıyorum çünkü tam bir ışık seviciyim, diğer sevicilikler listeme eklenebilir...
Bir diğer film de bir Japon filmi olan Kids idi. 2008 yapımı, çok ciddi bir şey değil, başrolde sizin tanıyabileceğiniz Kill Bill'den Go Go yani Chiaki Kuriyama vardı mesela. Diğer bir başrol ise hayatımın oldukça boktan bir döneminde gülmemi eğlenebilmemi sağlayan bir dizinin başrol oyuncusuydu. Dolayısıyla kendisine yüklediğim anlam büyük ve en abuk yapımda oynasa bile kendisini izleyebilirim. Bir karakterin bir dizinin, filmin vs.'nin bir insanı kurtarabilmesi durumuna bayılıyorum çünkü benim başıma çok geliyor. Ve evet gerçek değiller ama gerçekten daha güzel oldukları kesin. Filme dönersek, konusunu bile anlatmayacağım. Merak eden olursa sorar. Tek söyleyebileceğim izlemesi eğlenceliydi. Japon yapımlarının çoğunluğu gibi istediği kadar uzun olsa da baymıyor, sessiz sakin ilerliyor. Tek problem arada bir abuklamasıydı ama dediğim gibi, film izleyemiyorum ve bu bile benim için bir lütuf...
Yine filmlerden gidersek, bugün bilgisayarımdan silemediğim birkaç filme bakındım da, bir kez daha tek dileğim yazın gelmesi oldu. En baştan oturup Soldier's Girl'ü izlemeliyim mesela, bir kez daha, Lee Pace'in karnına taşınma isteğim ise hala yerinde duruyormuş onu gördüm bir kez daha. Sahnelere bakınırken aklıma geldi, hani her ergen nerd'ün fantezilerini Leia'nın köle kontümüne odaklaması vardır ya. Ben de filmdeki o bordo two piece'e aktarabilirim sanırım. Hatta ergen olsam o sahneden bir fotoğrafı duvarıma falan yapıştırırdım, hatta bir saniye... neden ergen olmak, sevdiğim filmlerden sevdiğim sahneler gayet de kendi evimin bir duvarında toplayabilirim. Crying Game'den bir sahnenin yanında Les Chansons d'Amour'un balkon sahnesi, aşağılarda In the Mood For Love ve 2046'dan herhangi bir şey, sonra belki Giant'tan James Dean'in herhangi bir ezik aşık sahnesi falan. To do list'e ekledim bunu şu esnada evet...
Bir de History Boys'a bakındım bugün, onu da en baştan izlemek lazım kesinlikle. Tüm o referans'lar, müzikler, diyaloglar... Filmin değeri izledikten sonra anlaşılıyor sanırım. Bir de hayatımın bir noktasında mümkün olursa- ki umuyorum ki olur- İngiltere'de falan oyunun kendisini izlemek istiyorum. Şu haltlardan kurtulduğumda umarım kıçımı kaldırmama modum geçmiş olur çünkü nefes almaktan fazlasını yapmayı özledim. bir de gümüş amblemli Djarum'ları.. kaç zamandır denk gelmiyor adiler ki ben de hastalık mastalık derken 1 aydır içmiyorum.. pöööf...

1 Kasım 2008 Cumartesi

"XOXO"

Kendime inanamıyorum ancak saat 03:07 olmasına rağmen online izlediğim Gossip Girl'ün ikinci yarısının yüklenmesini beklemekteyim şu an. Başa saralım;
Gossip Girl'ü taa geçtiğimiz mayısta mı ne duymuştum, üstelik de afterellen'da raslamıştım (kelimenin rastlamak değil de raslamak olduğunu öğrenince kriz geçirdim bu sene, ama neyse...)komik bir şekilde. Sonra sınıfta bir iki insanın da bahsetmesiyle merakım iyice arttı ancak onca j-drama, Lost vs. vs. derken unutmuşum ya da umursamamışım.. İşte bu unutuştan sonra cnbc-e'nin Gossip Girl'ü yayınlamaya başlayacak olması haberini süper bulmuştum, kafamı dağıtacak dizilere ihtiyazım vardı, bu da adaylardan biri olurdu falan filan.. Eh şu ana kadar 7 bölüm yayınlandı cnbc-e'de ve ben o 7'nin altısını izlemiştim, tepkim ise "Ee güzeeel, beğendim yani de eh işte..." olmuştu. Her şeyin değişmesi ise cnbc-e'nin en spoiler'lısından 7. bölümden görüntüler vermesi ile değişti. Görüntülerdeki şeyleri tabii ki söylemiyorum ancak dizi için bir "Huaaa neler oluyor be!" dedirtecek değerdeydi onu söyleyebilirim. Ve de ilan etmekteyim, her şey 7. bölümden itibaren başlıyormuş! Olayların bariz bir şekilde twisted hale gelmesini görüyorsunuz ve bir anda dizi "Azgın ve zengin gençler topluluğu"ndan çıkabilir hale geliyor. Özellikle en başta tiksindiğim bir karakterin şu anda favori karakterim haline gelmesi olayı açıklar diye umut ediyorum. Eğer ki dizinin bir iki bölümünü izleyip bayanlardansanız dişinizi sıkın, 7. bölüme kadar gelin, sonra karar verin. Ha tabii 7'yi beğenmezseniz diyecek bir şeyim kalmaz ancak ben özellikle 7. bölümde oluşan bir durum için "Vuhuuuuuu!" diyorum. Bir de üstü kapalı spoiler veriyorum bir cümlelik;****spoiler başlar*** pezevenk karakterlerin ezik ve acı çeken aşık özelliği ile büründürülmesi en eğlenceli durum oluyormuş evet******spoiler biter****
How I Met Your Mother konusunda bile önyargılı olabilmiş bir insan olarak kaldırın kıçınızı der ve de yüklendiğine inandığım bölümüme doğru koşarım (5 bölüm izledim akşam akşam daha vaktim olsa izlerim ama sınav mınav çalışmak evet dolayısıyla uyku)!

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Gitmesem?

Neden her konser ya da aktivite öncesi aynı moda giriyorum ki ben? Yine gitmek istemiyorum işte, evimde oturmak, başladığım kitapları bitirmek, bütün günü balkonda geçirmek ve fazla çay tüketiminden dolayı kalbimde çarpıntı başlasın istiyorum öte yandan hayııır, Yunanistan'a gidip dünyayı kurtarmam lazım, peh...
İki gündür balkonlarında oturan insanları görüp kendimi iğrenç hissediyorum, kendime faydam yokken dünyayı kurtarma adımları absürd tabii ama bir boka bulaştım, sonunu da getirmem gerek.
Halbuki diyorum, ben evde oturup film izlemek, How I Met Your Mother ile boğulmak, manga okuya okuya gözlerimi biraz daha bozmak bir de annemin daha bugün aldığı pek sevgili Ahmad Tea içerek yaptığım iş her neyse 15 dk'da bir bırakıp tuvalete koşmak istiyordum.


Böööh...

Bunun dışında;

- V for Vendetta'yı izlerken ağlamaya başlayan bir ben varımdır herhalde. Ve göz yaşarması falan değil, böyle hüngür hüngür, üstelik 5. izleyişim mi neydi...


- Çok rica etmekteyim, biraz zaman bulun bana da depresyonuma gireyim rahat rahat, sonra dershane başlayacak ben öleceğim bir yandan ama en kötü ihtimalle ilk 600'e girmem gerek ya o zaman hiç giremeyeceğim falan. Ühü...


- Heath Ledger'a bir kez daha taptım, adamın kariyeri Brokeback öncesi ve sonrası olmaz üzere ikiye ayrılabilir. Joker rolüne bu kadar uymak bir kenara kendisi Joker'i gözümde "Best Villain Ever" kategorisine sokmuştur. Bu kadar mı manyak, bu kadar mı muhteşem, bu kadar mı psikopat olunur. Filmi izlerken öldüğünü unuttum, niye öldü ki zaten...


- Gitmek istemediğimden bahsetmiş miydim?


- Absolut'un gökkuşağı renkli şişesi vardı bir tane ben de dalga geçiyordum sürekli "Eheh, LGBTT votkası" diye... meğer gerçekten öyleymiş ^^; Üzerinde yazıyor böyle işte Absolut farklılıkları destekler, "proud" insanların içeceği olmakla övünür lay lay lom... Tabii adamların gay bar'lardan ne kadar kazandıkları göz önünde bulundurulursa desteklemeleri akıllıca bir hamle ama yine de sevindim.. Annemin "Bu ne... Absolut Colours.. hmm neyse" diye şişeye yaklaşımı da şahaneydi...


- Death Note'un live action filmlerinin içine sıçayım, yapımcıların hapis cezası almasını rica ederim...


- Böyle muhteşem ergen gay/lezbiyen aşkı filmi bilen var mıdır? Hangi ülkeye ait olduğu fark etmez, sadece My Summer of Love falan tadında böyle çok ergen olmasın. Başka bir deyişle Eşcinsel Sinema 101'i uzak tutunuz s'il vous plait...


28 Haziran 2008 Cumartesi

Mix Tape...öö ya da CD

Az önce daha doğrusu bu yazıyı yazmaya karar verdiğim zamanın az öncesinde rastladığım bir dizide kız oğlana bir adet mix tape ya da başlıktaki gibi daha doğrusu mix cd veriyordu. Çok çok nostaljik bir durum benim için sanırım...
Eskiden gerek uğraşıp radyodan kaydettiğim (küçükken Shakira'nın Ojos Asi miydi neydi, osu için saatlerce radyo başında durmuştum mesela) gerekse sahip olduğum çeşitli albümlerden çekip çıkarttığım parçalarla kendi mix tape'lerimi hazırlamıştım kaç bin kez.. Ah bu arada İ.'nin bir kaseti de bizde kalmıştı şimdi hatırlıyorum, pardon İ. ...
Her neyse, dizinin aksine ya da mix tape meselesinin geçtiği bir sürü dizi/film/gerçek hayat/vs.'nin aksine ben mix tape'lerimi hoşlandığım kişilere ya da birlikte olduğum kişiye vermek için değil hep kendimi eğlendirmek için yapmıştım. Hmm zaten genelde mix tape geyiğine orta okul ya da lisede girilir değil mi? Ben ilkokulda uğraşıyordum bu mesele ile, ondan sonra da bitti zaten...
Ama dizide bu durumu görünce dediğim gibi çok nostaljik oldu sanırım benim için ve birilerine mix tape ya da dediğim gibi gelişen teknoloji doğrultusunda mix cd yapasım geldi. Hayır bir kez daha hoşlandığım kişiye değil çünkü öyle biri yok, birlikte olunan kişi konusunda ise; klişe çift moduna sokan kaçınılmaz adımlardan nefret ettiğimi düşünürsek özellikle o kişiye yapmam sanırım ama yakınımdaki bir kişiye işte. Takdir edeceğine inandığım birine...
Hmm içine The Cure, Jens Lekman, Antony & The Johnsons, Björk, Depeche Mode vb. şeyler koyardım sanırım öte yandan mix cd'yi hazırlayacağım kişiye göre de değişir herhalde...
Aklıma geldi, ben hiç mix cd falan da almadım kimseden, Ç. vaktiyle bir grubun çeşitli parçalarını doldurmuştu benim için cd'ye ancak sanırım o sayılmaz, başka grup/sanatçıların da olması gerek sanırım cd'de?..
Ahah, Marshall (How I Met Your Mother) tadında böyle Good Feeling'li falan "romantik" bir şeyler hazırlayasım geldi, hormon coşması mı yaşıyorum nedir : P ....