21 Şubat 2009 Cumartesi

Back To Basics

İlk olarak; Matsumoto'mu özledim be ben! Az önce şöyle bir google'ladım kendisini, canım benim hala aynı etkileyici ve tipsiz havaya sahip. Ben Japon dünyasından uzaklaştığımdan beri o da pek bir şeyle uğraşmamış sanırım ama. Her neyse, google'ın konu Japon dünyası olduğunda nasıl bir bataklık olabileceğini unutmuşum sanırım: "Hah MatsuJun'u mu arıyordun? Bak sana hatırlatalım biz de ayrıca Oguri, Hiroki, Nino, Toma, Hiro, Uchi hepsinden var, hadi tıkla tıkla!" . Tıklamıyorum işte adi google! Öte yandan şu gay Thai blog'unu karşıma çıkardığın için teşekkürler, ayrı konu. Neyse, kendimi ilk kurtulduğum anda Japon bataklıklarında boğmak istiyorum, böyle kafam şişip tamamen boşalana kadar. Bu ne ya, a girl/boy needs her/his occasional moe! Bu hayat böyle geçmez, zaten şimdi düşündükçe aklıma herkes geliyor, iyice özlüyorum, bir Juri, bir Mika olsa fena mı olurdu ne yani.
Sırf Japon dünyası da değil esasen, böyle hafif ergenlik/nostalji/lise 1 kıvamına dönme ihtiycı içindeyim. bol miktarda Cure ve Wong Kar Wai lazım bana. Bir de şey, geçen onu fark ettim, her türlü gay materyalimi özledim ben. Brokeback Mountain olsun, QAF olsun, Happy Together'lar, Eternal Summer'lar, Love of Siam'lar, hepsini tekrar izlemek istiyorum. Bu ne biçim hayat ya...
Neyse, şimdilik bir kaç fotoprafa bakıp eski günleri anmaya devam edeyim. Yazın çaresine bakarım artık...
P.S: An-an'ın son sayısında sanırım Hiroki yemek tarifi vermiş, yerim ^^ !
P.S2: Asyanın fashion sense'ine hastayım, Türkiye'de de sizdeki gibi bir fashion sense olması için yalvarıyorum. Acaba şu bir ay yaşama şansımı Taiwan'da falan mı değerlendirsem? Ülke tavsiyesi anyone? Japonya demeyiniz yalnız çünkü oraya gitme şansımı bu yaz kullanmak istiyorum. Göreceğiz...
P.S3: Galiba az önce Kore'nin Agyness'ini keşfettim, tek fark biraz erkek olması and that makes him already more interesting than Agyness!

4 Şubat 2009 Çarşamba

I'd Go Indie For You

"Oh-so-indie!" insanlardan ve dahil oldukları ana kraliçe gruptan tiksiniyorum. Bir de o oh-so-indie topluluğun aynı anda aynı şeyi dinlemeye ve övmeye başlamasındanç Tamam bir keşif yapılmış olabilir, tebrikler arada pek de güzel şeyler keşfediyorlar ancak bütün bir kitlenin bu keşfe aynı anda atlaması, tüketmesi sonra da yeni bir keşfe yol alması süreci mide bulandırıcı bir hal alıyor sanırım bir süre sonra. Müzik keşfine tapan bir insanımdır, yaptığım keşifleri 3 sene sonra hatırlayıp download edebilecek kadar da aptal bazen, ve evet keşfimi bokunu çıkarana, kurutana kadar dinlerim ancak keşif süremin bir mainstream'i izlememesi ("indie dünyasında bugün: The Shiny Dildos! müzik dünyasında yeni bir nefes, hadi dinleyelim hep birlikte!") gerçeği beni bu bahsettiğim olgudan tamamiyle ayıran bir şey bence. The Shiny Dildos iyi müzik yapıyor olabilir, yeni bir soluk getirmiş olabilir ancak bırakın da The Shiny Dildos'la ilişkimi kendim kurayım, sizden hazırını almak istemiyorum...
Geçmişte çeşit çeşit grupla başıma gelmiş olan bu durum (Sigur Ros'un bir anda bu bahsettiğim grup ve ana kraliçeye bağlı diğer gruplar tarafından tüketilmesi, Antony'yi herkesin bilir hale gelmesi, Editors'lar, Rufus'lar, Patrick'ler, Final Fantasy'ler vs vs vs) başıma hala daha gelmeye devam ediyor. Daha geçen gün rastladığım Coconut Records geyiği şimdiden "Bu aralar bunu dinleyin!" moduna girmiş vaziyette. Tamam Coconut Records hastası falan değilim, "Eee tatlı işte" deyip geçtim hatta ancak sinir bozucu olduğu bir gerçek (Aklıma gelmişken Jason Schwartzman lütfen sinema ile uğraşmayı bırakıp müziğe versin kendini. O adamı izlemeyi sinir bozucu bulan tek ben mi varım? Ekranda her gördüğümde filmi durdurup dövesim geliyor).
Peki bu kadar geyik yapmamın nedeni nedir efendim? Hemen cevap vereyim Parenthetical Girls'tür... Hatta daha açık konuşayım, grubun solisti Zac adlı şahsiyettir (hep böyle güzel adları olur bunların). Grubu dinlemiyorum, belki hiç dinlemeyeceğim ya da belki bir gün hastası olacağım, kötü değiller sadece bir duygu uyandırmadılar işte. Ancak ve ancak o solist şahıs nedir öyle. Sokakta görsem arkadaşım olmasını dileyeceğim tavırlara sahip zaten kendisi, tavırlar bir kenara kafası da öyle sanırım. Gaydar'ımın sinyalleri doğruysa (grupla alakam yok belki kendisi openly gay'dir bilemem, bilgisi olmayan bir insan olarak söylüyorum bunu) kendisinin faghag'i olmak için başvuruda bulunmak istiyorum. Ayrıca bu söyleyeceğimi anlayacağını düşündüğüm iki kişiye sormak isterim; Kendisinden bir H. havası almıyor musunuz? Özellikle şu son fotoğrafta...
Aaah androgyny, me loves you~~





29 Ocak 2009 Perşembe

Etnik Mutfak

Amcanın kelimeye neden karşı olduğunu anlattığı esnada ben yemeğe kilitlenmiş olsam da açıklamayı sevdim. Yemeğin üzerinde ırkın değil coğrafyanın etkisi olur diyordu kendisi. Nice..
Neyse, yorucu birkaç günden sonra kendime nostalji adı altında işkence yapmaya devam ediyorum. O akşam N. ile mükemmel ortamımızı kısa süreliğine de olsa yarattığımız dakikalarda yaptığımız sohbet sonrası kendime aşırı miktarda abuk 90'lar şarkıları enjekte etmeye karar verdim. Sonuç ne karar veremiyorum.
Soldier's Girl'ü bir kez daha patlatıp etkisine girdikten sonra hayatla ilgili kararlarıma bir yenisini ekledim, mümkün mertebede Lee Pace'in karnında yaşayacağım. Rica etsem "kadın kıyafetleri" de giyebilir belki (tırnak içinde yazdım çünkü kıyafet gibi bir kavramın erkek/kadın diye ayrılmasını abuk buluyorum esasen) ? Aman giymese de olur esasen, karnında yaşamak yeter işte...
Filmden adam gibi bahsetmek isterdim esasen ama kafamda bir şey toparlayamıyorum şu anda. İsteyen izlesin, beğenmeyen de bok yesin efenim.
Bir de son olarak kızsal davranışlar beni deli ediyor cidden. Bir de erkek muamelesi görmek. Abuuuuuuuuuuuuuk (PK knows what I mean), pfff~~

18 Ocak 2009 Pazar

My Mistake

Bir önceki yazımda Soldier's Girl'ün yeniden çekimi falan demişim, yanlış, tek çekimi.
Bu arada filmi izledikten sonra hatırladım, Calpernia ile önceden tanışmıştım ben, Youtube'da transseksüeller ile ilgili yanlış fikirleri yıktığı dönemde kendisine pek bir bayılmıştım.
Filmden, Calpernia'dan, olan bitenden ve tabii ki Lee Pace'ciğimin mükemmelliğinden sonra bahsedeceğim sanırım. Önce Sayın Ç. ve N.'nin filmi izlemesini istiyorum.
Unutmadan Possession adlı filmde kendisinin yanına Sarah Michelle Gellar gerzeğini koyan casting şahsını da öldürmek istiyorum. Hollywood yutmamalı bu adamı...
Son bir şey, ah sayın k.d. lang, varlığınız klişe olmasına rağmen sesiniz muhteşem ve şu esnada Consequences of Falling (filmi izledikten sonra dinlemeniz tavsiye edilir) adlı şarkınızla kendimi öldürmekten garip bir zevk alıyorum~~

13 Ocak 2009 Salı

Cutie Pie

Lee Pace that is...

İlk olarak gerçekten, benim bir lokma bile olsa hmm dediğim herkesin taşının altından mı bir iki şey çıkar. Kendisi televizyondaki oyunculuk kariyerine Law & Order : SVU ile başlamış ki hemen size diğer birkaç guest star'ını hatırlatayım dizinin: Gale Harold, Kate Moenning, Michael Pitt ve şu anda aklıma gelmeyen çeşitli diğer ruh emiciler (in a good way)...

Bir başka şey ise, vaktiyle "Etrafta ne kadar eşcinsel temalı film varsa izlemeliyim" krizimde (hah, zamanım olsa yine o krize girerim, mümkünse çıkmam, mersi efenim) her türlü "bilindik" benzeri temadaki filmi araştırmıştım. Bunlardan biri de eski bir yapım olan Soldier's Girl idi. Gerçek bir olaya dayanan film diğer asker arkadaşları tarafından, transseksüel bir bayanla birlikte olduğu için dövülerek öldürülen amcamızın hikayesini anlatmakta idi. İlginç olsa da daha ilginçleri vardı ve ben bunu atlayıp daha ilginçlere koştmuştum. 2003'te ise şöyle bir şahanelik oluyor, Showtime bu filmi yeniden çekmeye karar veriyor ( God save the Showtime, which airs some of your favorite shows like Queer as Folk and The L Word! [ki Dexter da var aslında ama konsepte mi uymuyor ne? Seri katil sapıklığımı başka bir entry'de konu edinirim]). Yapımda bahsi geçen transseksüel bayanı oynamaka görevlendirilen kişi ise, evet evet bu yazımızın da kahramanı olan Lee Pace~~ Yakın zamanda beni kendisine iyice hasta etmiş olan bu şahsiyete her ne kadar "İyi de o herifin boyu kaç ayrıca ne alaka lan, surat falan, yok abi olmaz..." gibi yorumları akla getirebilecek olsa da sırf bu şahaneliğinden kocaman bir brownie point veriyoruz. Sonra o brownie point'i alıp 10 ile çarpıyoruz çünkü kendisi aşağıdaki kadar şahane gözükmeyi başarabilmiş.

Son olarak ise kendisine brownie fabrikasını alıyorum çünkü kendisi aşağıdaki lafları edebilmiş bir bireydir. (Evet doğru tahmin A'lar Lee Pace...)

Q: I have friends who say that if a straight man convincingly makes out with another man on screen, then he must at least be bisexual. I say it’s the same as a gay man convincingly making out with a woman. It’s called acting.

A: It has to be honest though. If it’s not honest, it’s not really worth it. It’s not going to be compelling, you know what I mean?

Q: Um...

A: It’s real. I mean me and Troy would act up when we were hanging around the trailers and stuff, and we’d play Playstation, but when we got on the set, we did take that seriously. Because it was real, it was like a real love affair that they had and it was passionate

Sözlerimi Lee Pace çok büyük desteklemekteyim seni diyerek ve bir kez daha ruhumun sapkın yanlarına olan güvenimi yerine getirmiş olmasından dolyı büyük şükran duyduğumu belirterek bitirmek isterim. Pushing Daisies başlasa da izlesem ^^

P.S: Imdb'nin nedense hep Amerikan çıkan üyelerine bayılıyorum doğrusu. Anında thread açılmış adam hakkında "Gay or straight?" diye. Ne fark ediyorsa...

Xena vs Hercules

Blog'umu açıp bir önceki fotoğrafı görmekten sıkıldım. Yeni entry'min pek işlevi yok ama en azından bir zamanlar yukarıda olan arkadaşı aşağı indirir (ki bu bile bu entry'yi işlev bakımından bir öncekilerden üstün kılar).
PJ'in bana eşlik ettiği şu günlerde kafayı yememek için kendimi oldukça zor tutmaktayım. Sanırım her türlü yoğunluğa rağmen etrafımdakilerin hayatında bir şey dönüyor olması, benimse kendimi hep ortada, organizatör şahıs olarak bulmam komik. Hoş kendi hayatımda bir şeyler döndüğünde bilinçaltımın verdiği tepki de şahane oluyormuş, cumartesi sabahı onu fark ettim. Bilinçliyken kötü hissetmediğim hatta kötü hissetmeyi saçma bulduğum bir şey uyumamla nasıl vicdan azabına dönüşüyorsa artık...
Neyse, cuma kendimi şımartacağım, izlemek istediğim bir sürü de film var, belki, vaktim olursa, en azından bir tanesine?...
Ben şimdilik Gossip Girl indireyim evet...

9 Ocak 2009 Cuma

XOXO işte tam olarak budur


Yaşasın insanların özel hayatını sikip atmak, yataklarını ifşa etmek ve benzeri her şey. Ünlü olunca tüm o kavramlardan feragat ediyorsunuz hatırlatırım...

Porselen'e ve Luzrette'e sevgilerle, xoxo