28 Temmuz 2008 Pazartesi

Giderayak

Giderayak birleşik yazılır değil mi? Aman neyse, gerçekten bende bir gariplik var. Yani neden 90'ların Japon pop grubunun şarkısına kafayı takmak ;_; ? Neden şarkıyı söyleyen "kocaman" amcaya karşı bu kadar sempati duymak. İyice abukladım ben ama yine de, hele şarkıya karşı beslediğim sevgi oldukça büyük. Grubun adını ya da şarkının adını özellikle söylemiyorum çünkü burayı biri görür, bu yazıyı biri okur da "Ay araştırayım" derse rezil bir sonuçla karşılaşacak, sorumluluk üstlenmek istemem... Öte yandan 90'ların Japon pop grubu diyorum da sanki şimdiki Japon pop grupları çok şahane. Hadi tamam, bunların seslerinden hangi grup olduklarını çıkarmak biraz daha kolay ama şarkılar dandik ötesi kimse itiraz etmesin. En azından şu taktığım şarkının sahibi grupta her eleman bir enstrüman çalıyor (hahahyt bakın nasıl da haklı çıkartmaya çalışıyorum kendimi). Aslında döndüğümde şarkının sözlerini okuyayım, sözleri mantıklı çıkarsa günümüz J-pop grupları ile daha da fazla dalga geçebilirim(sonra gidip onları da dinliyorum ama neyse), hell yeah! Ühü canım bir şarkı çekti bu kadar dandiklikten bahsedince ama onun da adını vermeyeyim(kendime not: hangi şarkı olduğunu unutma diye 2007 yaz aylarını düşün, eveeeet)...
Bu arada Like Grains of Sand adlı Japon gay temalı filmde 3. önemli rolde Ayumi Hamasaki varmış.. Ne alaka lan?.. KEH KEH kendisi terk edilmiş zaten, ama bu bilgi beni eğlendirir ancak sizi değil... Bu arada şahane bir film değil ancak çok çıtır çerez bir film, gayet izlenilebilir, ayrıca başroldeki amcaya garip bir sempatim vardır daha önceki rollerinden pek severim (benim oynadığı rolü beğendiğim hangi Japon amcaya en azından "sempatim" yok zaten? Ühü, bu bir hastalığa dönüştü cidden)...
Şarkıyla birlikte canım top-bottom'cılık oynamak istedi o yüzden gitmeden önce buraya bakındığını bildiğim Ç.'ye, N.'ye de iletmesi amacıyla birkaç "eşleşme" bırakmak isterim;
Oguri - Gackt
Ohno - Toma
Ohno - Yamapi
veee sıkı duruuuuun çünkü bu çok zorlayacaaaak;
Ishigaki Yuma vs. Nagase Tomoya (buna ancak vs. denir valla)

Böylelikle şarkımı söyleyerek sahneyi terk ederim!

P.S: Biri bana Ogur'un Sony çekiminden fotolarını gönderebilir mii ;_; ?
P.S2: Maou'nun download'u bitse de izlesem, episode 3!
P.S3: Son etiket eğlenceme hizmet eder

Gitmesem?

Neden her konser ya da aktivite öncesi aynı moda giriyorum ki ben? Yine gitmek istemiyorum işte, evimde oturmak, başladığım kitapları bitirmek, bütün günü balkonda geçirmek ve fazla çay tüketiminden dolayı kalbimde çarpıntı başlasın istiyorum öte yandan hayııır, Yunanistan'a gidip dünyayı kurtarmam lazım, peh...
İki gündür balkonlarında oturan insanları görüp kendimi iğrenç hissediyorum, kendime faydam yokken dünyayı kurtarma adımları absürd tabii ama bir boka bulaştım, sonunu da getirmem gerek.
Halbuki diyorum, ben evde oturup film izlemek, How I Met Your Mother ile boğulmak, manga okuya okuya gözlerimi biraz daha bozmak bir de annemin daha bugün aldığı pek sevgili Ahmad Tea içerek yaptığım iş her neyse 15 dk'da bir bırakıp tuvalete koşmak istiyordum.


Böööh...

Bunun dışında;

- V for Vendetta'yı izlerken ağlamaya başlayan bir ben varımdır herhalde. Ve göz yaşarması falan değil, böyle hüngür hüngür, üstelik 5. izleyişim mi neydi...


- Çok rica etmekteyim, biraz zaman bulun bana da depresyonuma gireyim rahat rahat, sonra dershane başlayacak ben öleceğim bir yandan ama en kötü ihtimalle ilk 600'e girmem gerek ya o zaman hiç giremeyeceğim falan. Ühü...


- Heath Ledger'a bir kez daha taptım, adamın kariyeri Brokeback öncesi ve sonrası olmaz üzere ikiye ayrılabilir. Joker rolüne bu kadar uymak bir kenara kendisi Joker'i gözümde "Best Villain Ever" kategorisine sokmuştur. Bu kadar mı manyak, bu kadar mı muhteşem, bu kadar mı psikopat olunur. Filmi izlerken öldüğünü unuttum, niye öldü ki zaten...


- Gitmek istemediğimden bahsetmiş miydim?


- Absolut'un gökkuşağı renkli şişesi vardı bir tane ben de dalga geçiyordum sürekli "Eheh, LGBTT votkası" diye... meğer gerçekten öyleymiş ^^; Üzerinde yazıyor böyle işte Absolut farklılıkları destekler, "proud" insanların içeceği olmakla övünür lay lay lom... Tabii adamların gay bar'lardan ne kadar kazandıkları göz önünde bulundurulursa desteklemeleri akıllıca bir hamle ama yine de sevindim.. Annemin "Bu ne... Absolut Colours.. hmm neyse" diye şişeye yaklaşımı da şahaneydi...


- Death Note'un live action filmlerinin içine sıçayım, yapımcıların hapis cezası almasını rica ederim...


- Böyle muhteşem ergen gay/lezbiyen aşkı filmi bilen var mıdır? Hangi ülkeye ait olduğu fark etmez, sadece My Summer of Love falan tadında böyle çok ergen olmasın. Başka bir deyişle Eşcinsel Sinema 101'i uzak tutunuz s'il vous plait...


22 Temmuz 2008 Salı

Muhteşem Diyaloglar no: belirsiz

- Ç: (^_^) : Beyaz neler yapıyor pekiiii?
- C: (-_-) : Koltuğa kustu...

2 Temmuz 2008 Çarşamba

Can't Think Straight Vol: 2

Canım sıkıldığında manga okumayı seviyorum, kafamı meşgul ediyor falan, hem de yine bu canımın sıkkın olduğu zamanlarda fazla zeki olmamasına rağmen de bir seriye çok pis dalabiliyorum, yeter ki eğlenceli olsun...
Sanırım dün, bir önceki serinin çevrilen tüm chapter'larını okumanın getirdiği doyumsuzlukla biraz da adı çektiği için yeni bir seriye ( = Desire Climax) başladım.
Şöyle özetleyeyim(spoiler kaynıyor): *ber-bat* başlıyor... Amcamız yolda teyzeyi tutar "Seni satın alıyorum!" der para fırlatır falan, sonra o amca meğer kızın okulda hastası olduğu ve tavırları nedeniyle "Prens" olarak çağırılan amca çıkar ama işte amca etrafta kimse yokken öküzün önde gidenidir falan filan... Seri bayağı bir amcanın öküzlükleriyle ilerlerlemekte iken (ki arada daha bol miktarda entrika çıkar) ve ben gariptir ki okumaya devam ederken sanırım yaklaşık 14. chapter'da ilginçlikle başladı. Şimdi, öykümüzün protagonisti olan kızımız pek fakir, annesi hastanede, babası ölmüş bir de orta son'da okuyan erkek kardeşe sahip. İşte bu erkek kardeşin 14. chapter'da kendini fuhuş rüzgarlarına attığını görüyoruz ("fuhuş rüzgarı" nasıl bir terim ben de bilmiyorum, hafif yalan rüzgarı gibi ama daha da entrika dolu olması gerekir?...)... Bu da yetmezmiş gibi erkek kardeşciğimiz, öncesinde nefret ettiği ancak zamanla iyi taraflarını gördüğü Prens'e böyle büyük ve parlak, ceylan modundaki "hayran" ifadesi ile dolu manga gözleri ile bakmaya başlar (evet evet, tahmin ettiğiniz geliyor), bu noktada ise bendeniz "Hohooooyt oh be en azından okumaya değer bir action" moduna girmişimdir fuhuş olayıyla girmediysem bile. Neyse sonrasında öğreniriz ki meğer oğlumuz sadece dolgun vücutlu bomba teyzelerinj çıtır çerez eğlencesi olmaktan çıkmış ve ereksiyon kavramını lugatlarından atmaya yakın yaşta olan amcalara da servis yapar hale gelmiştir. Bir kez daha vuuu diyoruz. neyse bu da yetmez, Prens çocuğumuzun genç kıçını bu sektörden kurtardığı için o hayranlık bir anda neye dönüşüüüüür?... Evet doğru tahmin: aşka! Bunun üzerine Prens'in oldukça bozuk olan gözlerinden, gecenin karanlığından ve üstüne geçirdiği çarşaftan yararlanan emekli fahişemiz kendini Prens'in yatağına atar, Prens de onu oğlumuzun ablası zannedip dalıverir. Sonra abla keşfeder, delirir, "Ay siz iki erkeksiniz hiç olur mu ıııığğğğy" der geri zekalı beyinsiz abuk şahsiyet falan filan. Şu esnada (chapter 18) teyzeyi daha da delirtmek için Prens oğlumuzu yemektedir Büyük zevkle okunur hale gelmiştir manga, aman da aman.
Evet ben geri döneyim okumaya, uzun zamandır shonen-ai / yaoi genre'ları dışında male x male action görememiştim, pek sevindirici oldu :D Sapıklık seviyem ise none of your business'tır...

Edit: Ohaaa beeee, tamam işler daha da şahane hale geldi, meğer sevgili fahişe oğlumuzun Prens'te gözü mözü yokmuş! Aslında hepsi kızkardeşini Prens alçağından uzaklaştırmak içinmiş'! Çünkü neden? Çünkü oğlumuz ablasına aşık, trallalalalalaaa~~~~~~~~

Edit 2: İnanılmaz bir şey, herifteki öküzlüğe ve kızdaki başı bağlı teyze moduna inanamıyorum cidden, diyaloğu aktarayım:
- Ben ben.. o işi seninle yaptığım için mutluyum... ancak o seferin tek sefer olacağına inanmak beni korkuttu ben de kaçtım...
- HÖNK? NE TEK SEFERİ BEAH, SEN BENİMSİN!!! BANA AİTSİN KADIN!!! İSTEDİĞİMİ YAPARIM, İSTEDİĞİMDE YAPARIM!!!

Yuh yani yuh, teyze de ondan sonra "Oh bir kere yetmez bir daha bir daha!" moduna girsin. Tamam Japonya'da cinsellik gerçekten kafanızda oluşturabileceğinizden çok daha farklı (korkutucu anlamda ama yani fantezi açısından demiyorum gelenekleri düşünerek...) ki bunu da anlatırım bir ara, da neyse yani, teyze yuh yani, demek ki seni kendimize aşık edebilmemiz için bol miktarda taciz ve neredeyse tecavüz etmemiz anlaşıldı, mümkünse bir de şişme kadın muamelesi evet evet..

P.S: Diyalog *çok küçücük* abartılmıştır...

28 Haziran 2008 Cumartesi

Mix Tape...öö ya da CD

Az önce daha doğrusu bu yazıyı yazmaya karar verdiğim zamanın az öncesinde rastladığım bir dizide kız oğlana bir adet mix tape ya da başlıktaki gibi daha doğrusu mix cd veriyordu. Çok çok nostaljik bir durum benim için sanırım...
Eskiden gerek uğraşıp radyodan kaydettiğim (küçükken Shakira'nın Ojos Asi miydi neydi, osu için saatlerce radyo başında durmuştum mesela) gerekse sahip olduğum çeşitli albümlerden çekip çıkarttığım parçalarla kendi mix tape'lerimi hazırlamıştım kaç bin kez.. Ah bu arada İ.'nin bir kaseti de bizde kalmıştı şimdi hatırlıyorum, pardon İ. ...
Her neyse, dizinin aksine ya da mix tape meselesinin geçtiği bir sürü dizi/film/gerçek hayat/vs.'nin aksine ben mix tape'lerimi hoşlandığım kişilere ya da birlikte olduğum kişiye vermek için değil hep kendimi eğlendirmek için yapmıştım. Hmm zaten genelde mix tape geyiğine orta okul ya da lisede girilir değil mi? Ben ilkokulda uğraşıyordum bu mesele ile, ondan sonra da bitti zaten...
Ama dizide bu durumu görünce dediğim gibi çok nostaljik oldu sanırım benim için ve birilerine mix tape ya da dediğim gibi gelişen teknoloji doğrultusunda mix cd yapasım geldi. Hayır bir kez daha hoşlandığım kişiye değil çünkü öyle biri yok, birlikte olunan kişi konusunda ise; klişe çift moduna sokan kaçınılmaz adımlardan nefret ettiğimi düşünürsek özellikle o kişiye yapmam sanırım ama yakınımdaki bir kişiye işte. Takdir edeceğine inandığım birine...
Hmm içine The Cure, Jens Lekman, Antony & The Johnsons, Björk, Depeche Mode vb. şeyler koyardım sanırım öte yandan mix cd'yi hazırlayacağım kişiye göre de değişir herhalde...
Aklıma geldi, ben hiç mix cd falan da almadım kimseden, Ç. vaktiyle bir grubun çeşitli parçalarını doldurmuştu benim için cd'ye ancak sanırım o sayılmaz, başka grup/sanatçıların da olması gerek sanırım cd'de?..
Ahah, Marshall (How I Met Your Mother) tadında böyle Good Feeling'li falan "romantik" bir şeyler hazırlayasım geldi, hormon coşması mı yaşıyorum nedir : P ....

21 Haziran 2008 Cumartesi

"Travesti"

Travesti kelimesinin ifade ettiği durum ile bir problemim yok esasen ama kavramın kendisiyle ilgili kafamı kurcalayan bir şey var. Şimdii, bilmeyenler için, travesti kadın kıyafetleri giymekten haz alan erkekleri tanımlayan kelimedir. Zaman zaman da hıyar erkek türleri için tercih edilen bir küfürdür. Sonra o hıyar erkekler güzel fiyatlara yolda gördükleri ilk ayaklı küfürü alıp ucuz bir otelde sikerler. Bu noktada ele alınması gereken her travestinin göğsü olması zorunlu değildir. Aslında travesti kavramı zaten göğsü değil sütyeni kapsar, iş göğüse geldiğinde transeksüellik aşamasına geçilmiştir ama müşteriler daha fazla ödeyecekse bir iki hormon aşısının lafı olmaz...
Her neyse, sorgulamak istediğim kısma gelirsek, kadın kıyafeti giyen erkek... Hmm onun kadın kıyafeti olduğuna karar veren şey toplum aslında her şey farklı gitse belki etek çok maskülen bir öğe olacaktı nedir yani. Dolayısıyla toplumun dışladığı bu insanlar esasen neden toplumun getirdiği kurallara boyun eğerler. Daha doğrusu onlar eğmiyorlar eğmek zorunda bırakılıyorlar. Kadın kıyafeti dedikleri neden sadece kıyafet olarak algılanmıyor ki? Nasıl kadın işi erkek işi gibi yaklaşımlardan kurtulmayı amaçlayan bir yaklaşım varsa uzun zamandır feminizmde, aynı konu kıyafette de olmalı. Dantelden, etekten hoşlanmak neden yasaktır ki erkeklere. Hadi artık moda diye kızlar kravat takabiliyor falan ama onlara da hala takım elbise yasak. Dantelli oğlanlar para karşılığı bedenlerini satmaya mecbur kalmak zorunda mıdır, ayrıca bir gün kimsenin ne giydiğini umursamadan yan yana oturabileceği günler olur mu acaba.
İki saattir demeye çalıştığım ancak çeşitli fotoğraflara bakarken uzata uzata bitiremediğim şey şu; aslında travesti diye bir kavram yok. Toplum "kızlar şunu giyer erkekler bunları" diyorsa ve eğer siz o toplumun dediklerini reddeden bir bireyseniz, o zaman travesti kavramı da yıkılması gereken kavramlardan biri değil midir?...

19 Haziran 2008 Perşembe

Let's Make History

The History Boys... Yine delicesine etkilendiğim filmlerden biri. Cumartesi günü izlemiş olduğum bu film daha hala aklımdan çıkamadı sanırım. Hayır tabii ki bir hafta bir filmi unutmak için çok kısa bir süre ama ben sahneleri tekrar tekrar kafamda oynatmaktan ve replikleri tekrar etmekten, oraya buraya yazmaktan bahsediyorum.
***Spoiler başlar****
Filmi incelemek gerekirse: İlginç bir şekilde film etkilerini -en azından bende- biter bitmez değil de üzerinden zaman geçtikçe, üzerinde düşünmeye başladıkça bıraktı. Özetlersek film benim eğitimle ilgili gıcık kaptığım her noktaya değindiği gibi aynı zamanda cinsellikle ilgili yıkılmasını dilediğim tabuları da izleyiciyi sarsacak -abuk standart hetero ileyiciyi ele alın, beni değil onu sarsacak- şekillerde ele alıyordu. İstedikleri ya da istemek zorunda bırakıldıkları üniversiteye girmek amacıyla, doğruları ezen, sivri olmalarının bir beklenti haline geldiği, dünyaya olabildiğince çok yönden bakan öte yandan hala ergen olan bir grup öğrenciden bahsetmekteyiz. Yani evet, olabildiğince kültürlüler, bilgileri çok sağlam ama bir yandan gayet ergen durumlar yaşamaktan da kurtulamıyorlar. Ancak böyle olması da filmin süper kısımlarından çünkü hayatlarındaki ilişkileri ilerleten, yön veren de bu oluyor zaten.
Öğretmenlerinin de onları nasıl etkilediğini görmek inanılmaz zevkli oluyor bence. 3 farklı, 3 karizmatik öğretmen vr elimizde ve hepsinin de bakışları değişik. Öğrenciler üzerindeki durum ise bu üç farklı stilin harmanlanması oluyor. Oxford'a kabüllerini sağlayan da bu esasen.
Gelelim Dakin ~ Irwin durumlarına; filmin en bayıldığım kısımlarından biri. Ve hayır nedeni straight karakterimizin kendini böyle bir işe bulaştırması değil. Ehem yani sadece o değil. Dakin ki kendisi über straight oğlumuz, istediği kızı yatağa atar ki atmakta ancak iş cinsellikle bitmiyor işte. Dakin'in olayı aslında tam bir ego tatmini. Irwin görüldüğü gibi ilk başlarda ciddiye bile almıyor Dakin'i ancak Dakin Irwin'in ayaklı bilgi olması durumundan etkileniyor ve adam sadece 5 yaş büyük bu oğlan grubundan. Dolayısıyla film boyunca straight ancak straightliğinden emin oluşundan dolayı bir o kadar da rahat Dakin'in Irwin'in gözüne girme ve flört çabasını görüyoruz. Irwin de zamanla oltaya geliyor ki bu noktada Dakin'in gaydar'ını da övmek isterim, ey straight insan nasıl anında kaptın Irwin'i! Her neyse, zamanla Irwin'in de Dakin'i görmeye ve kabullenmeye başladığını görüyoruz ki Dakin o zamana kadar açık açık "Hmm kendisini düzebilirim nedne olmasın hayatına ışık getiririm biraz" modunda oluşu ayrı bir eğlence. Geliyoruz filmin sonlarına, bu esnada Dakin, Irwin'in yalanını yakalamış olduğu gerçeği ile bir anda üstün hale geliyor ki işte tam bu nokta egonun tatmin oluşudur. Sizi umursamayan birini alır ve size boyun eğer hale getirirsiniz. Hele ki o kişi sizden daha bilgili ise, hele ki o kişi öğretmeninizse. Öte yandan en başta bahsettiğimiz gibi Dakin da bir ergen ve belli istekleri var, dolayısıyla Irwin boyun eğdiği gibi dizlerinin üstünde de durmalı Dakin'e göre. Irwin ise "Hayır öğrencime dokunmamalıyım" moduna rağmen Dakin'in mantıklı argümanlarına ve suratının 5 cm yakınında olmasına dayanamayıp "Tamam" der. İşte bu noktada da gelecek zaman cinsel tatminini görmekteyiz.
Ancak ve ancak filmi izleyen sizlerin bildiği üzere pek tabii ki gerçekleşmiyor bu durum. Yine de bu bile alkış gerektirir. Filmin sonu kısmına gelmişken, iyi olduğunu düşünmeme rağmen bence oyunun sonu çok daha güçlü gibi. Özellikle Irwin ve Dakin arasında hiçbir şeyin olmamasının açıklanışı. Oyunun sonunu öğrenmek istemeyenler için o kısmı boş bırakıyorum.

*****Spoiler Biter******

Daha yazardım ancak sıcak iyi bir faktör değil sanırım ayrıca sırtım ağrımaya başladı. Özetle çok zekice yazılmış bu filmin kaçırılmaması gerekir.