Az önce daha doğrusu bu yazıyı yazmaya karar verdiğim zamanın az öncesinde rastladığım bir dizide kız oğlana bir adet mix tape ya da başlıktaki gibi daha doğrusu mix cd veriyordu. Çok çok nostaljik bir durum benim için sanırım...
Eskiden gerek uğraşıp radyodan kaydettiğim (küçükken Shakira'nın Ojos Asi miydi neydi, osu için saatlerce radyo başında durmuştum mesela) gerekse sahip olduğum çeşitli albümlerden çekip çıkarttığım parçalarla kendi mix tape'lerimi hazırlamıştım kaç bin kez.. Ah bu arada İ.'nin bir kaseti de bizde kalmıştı şimdi hatırlıyorum, pardon İ. ...
Her neyse, dizinin aksine ya da mix tape meselesinin geçtiği bir sürü dizi/film/gerçek hayat/vs.'nin aksine ben mix tape'lerimi hoşlandığım kişilere ya da birlikte olduğum kişiye vermek için değil hep kendimi eğlendirmek için yapmıştım. Hmm zaten genelde mix tape geyiğine orta okul ya da lisede girilir değil mi? Ben ilkokulda uğraşıyordum bu mesele ile, ondan sonra da bitti zaten...
Ama dizide bu durumu görünce dediğim gibi çok nostaljik oldu sanırım benim için ve birilerine mix tape ya da dediğim gibi gelişen teknoloji doğrultusunda mix cd yapasım geldi. Hayır bir kez daha hoşlandığım kişiye değil çünkü öyle biri yok, birlikte olunan kişi konusunda ise; klişe çift moduna sokan kaçınılmaz adımlardan nefret ettiğimi düşünürsek özellikle o kişiye yapmam sanırım ama yakınımdaki bir kişiye işte. Takdir edeceğine inandığım birine...
Hmm içine The Cure, Jens Lekman, Antony & The Johnsons, Björk, Depeche Mode vb. şeyler koyardım sanırım öte yandan mix cd'yi hazırlayacağım kişiye göre de değişir herhalde...
Aklıma geldi, ben hiç mix cd falan da almadım kimseden, Ç. vaktiyle bir grubun çeşitli parçalarını doldurmuştu benim için cd'ye ancak sanırım o sayılmaz, başka grup/sanatçıların da olması gerek sanırım cd'de?..
Ahah, Marshall (How I Met Your Mother) tadında böyle Good Feeling'li falan "romantik" bir şeyler hazırlayasım geldi, hormon coşması mı yaşıyorum nedir : P ....
28 Haziran 2008 Cumartesi
21 Haziran 2008 Cumartesi
"Travesti"
Travesti kelimesinin ifade ettiği durum ile bir problemim yok esasen ama kavramın kendisiyle ilgili kafamı kurcalayan bir şey var. Şimdii, bilmeyenler için, travesti kadın kıyafetleri giymekten haz alan erkekleri tanımlayan kelimedir. Zaman zaman da hıyar erkek türleri için tercih edilen bir küfürdür. Sonra o hıyar erkekler güzel fiyatlara yolda gördükleri ilk ayaklı küfürü alıp ucuz bir otelde sikerler. Bu noktada ele alınması gereken her travestinin göğsü olması zorunlu değildir. Aslında travesti kavramı zaten göğsü değil sütyeni kapsar, iş göğüse geldiğinde transeksüellik aşamasına geçilmiştir ama müşteriler daha fazla ödeyecekse bir iki hormon aşısının lafı olmaz...
Her neyse, sorgulamak istediğim kısma gelirsek, kadın kıyafeti giyen erkek... Hmm onun kadın kıyafeti olduğuna karar veren şey toplum aslında her şey farklı gitse belki etek çok maskülen bir öğe olacaktı nedir yani. Dolayısıyla toplumun dışladığı bu insanlar esasen neden toplumun getirdiği kurallara boyun eğerler. Daha doğrusu onlar eğmiyorlar eğmek zorunda bırakılıyorlar. Kadın kıyafeti dedikleri neden sadece kıyafet olarak algılanmıyor ki? Nasıl kadın işi erkek işi gibi yaklaşımlardan kurtulmayı amaçlayan bir yaklaşım varsa uzun zamandır feminizmde, aynı konu kıyafette de olmalı. Dantelden, etekten hoşlanmak neden yasaktır ki erkeklere. Hadi artık moda diye kızlar kravat takabiliyor falan ama onlara da hala takım elbise yasak. Dantelli oğlanlar para karşılığı bedenlerini satmaya mecbur kalmak zorunda mıdır, ayrıca bir gün kimsenin ne giydiğini umursamadan yan yana oturabileceği günler olur mu acaba.
İki saattir demeye çalıştığım ancak çeşitli fotoğraflara bakarken uzata uzata bitiremediğim şey şu; aslında travesti diye bir kavram yok. Toplum "kızlar şunu giyer erkekler bunları" diyorsa ve eğer siz o toplumun dediklerini reddeden bir bireyseniz, o zaman travesti kavramı da yıkılması gereken kavramlardan biri değil midir?...
Her neyse, sorgulamak istediğim kısma gelirsek, kadın kıyafeti giyen erkek... Hmm onun kadın kıyafeti olduğuna karar veren şey toplum aslında her şey farklı gitse belki etek çok maskülen bir öğe olacaktı nedir yani. Dolayısıyla toplumun dışladığı bu insanlar esasen neden toplumun getirdiği kurallara boyun eğerler. Daha doğrusu onlar eğmiyorlar eğmek zorunda bırakılıyorlar. Kadın kıyafeti dedikleri neden sadece kıyafet olarak algılanmıyor ki? Nasıl kadın işi erkek işi gibi yaklaşımlardan kurtulmayı amaçlayan bir yaklaşım varsa uzun zamandır feminizmde, aynı konu kıyafette de olmalı. Dantelden, etekten hoşlanmak neden yasaktır ki erkeklere. Hadi artık moda diye kızlar kravat takabiliyor falan ama onlara da hala takım elbise yasak. Dantelli oğlanlar para karşılığı bedenlerini satmaya mecbur kalmak zorunda mıdır, ayrıca bir gün kimsenin ne giydiğini umursamadan yan yana oturabileceği günler olur mu acaba.
İki saattir demeye çalıştığım ancak çeşitli fotoğraflara bakarken uzata uzata bitiremediğim şey şu; aslında travesti diye bir kavram yok. Toplum "kızlar şunu giyer erkekler bunları" diyorsa ve eğer siz o toplumun dediklerini reddeden bir bireyseniz, o zaman travesti kavramı da yıkılması gereken kavramlardan biri değil midir?...
19 Haziran 2008 Perşembe
Let's Make History
The History Boys... Yine delicesine etkilendiğim filmlerden biri. Cumartesi günü izlemiş olduğum bu film daha hala aklımdan çıkamadı sanırım. Hayır tabii ki bir hafta bir filmi unutmak için çok kısa bir süre ama ben sahneleri tekrar tekrar kafamda oynatmaktan ve replikleri tekrar etmekten, oraya buraya yazmaktan bahsediyorum.
***Spoiler başlar****
Filmi incelemek gerekirse: İlginç bir şekilde film etkilerini -en azından bende- biter bitmez değil de üzerinden zaman geçtikçe, üzerinde düşünmeye başladıkça bıraktı. Özetlersek film benim eğitimle ilgili gıcık kaptığım her noktaya değindiği gibi aynı zamanda cinsellikle ilgili yıkılmasını dilediğim tabuları da izleyiciyi sarsacak -abuk standart hetero ileyiciyi ele alın, beni değil onu sarsacak- şekillerde ele alıyordu. İstedikleri ya da istemek zorunda bırakıldıkları üniversiteye girmek amacıyla, doğruları ezen, sivri olmalarının bir beklenti haline geldiği, dünyaya olabildiğince çok yönden bakan öte yandan hala ergen olan bir grup öğrenciden bahsetmekteyiz. Yani evet, olabildiğince kültürlüler, bilgileri çok sağlam ama bir yandan gayet ergen durumlar yaşamaktan da kurtulamıyorlar. Ancak böyle olması da filmin süper kısımlarından çünkü hayatlarındaki ilişkileri ilerleten, yön veren de bu oluyor zaten.
Öğretmenlerinin de onları nasıl etkilediğini görmek inanılmaz zevkli oluyor bence. 3 farklı, 3 karizmatik öğretmen vr elimizde ve hepsinin de bakışları değişik. Öğrenciler üzerindeki durum ise bu üç farklı stilin harmanlanması oluyor. Oxford'a kabüllerini sağlayan da bu esasen.
Gelelim Dakin ~ Irwin durumlarına; filmin en bayıldığım kısımlarından biri. Ve hayır nedeni straight karakterimizin kendini böyle bir işe bulaştırması değil. Ehem yani sadece o değil. Dakin ki kendisi über straight oğlumuz, istediği kızı yatağa atar ki atmakta ancak iş cinsellikle bitmiyor işte. Dakin'in olayı aslında tam bir ego tatmini. Irwin görüldüğü gibi ilk başlarda ciddiye bile almıyor Dakin'i ancak Dakin Irwin'in ayaklı bilgi olması durumundan etkileniyor ve adam sadece 5 yaş büyük bu oğlan grubundan. Dolayısıyla film boyunca straight ancak straightliğinden emin oluşundan dolayı bir o kadar da rahat Dakin'in Irwin'in gözüne girme ve flört çabasını görüyoruz. Irwin de zamanla oltaya geliyor ki bu noktada Dakin'in gaydar'ını da övmek isterim, ey straight insan nasıl anında kaptın Irwin'i! Her neyse, zamanla Irwin'in de Dakin'i görmeye ve kabullenmeye başladığını görüyoruz ki Dakin o zamana kadar açık açık "Hmm kendisini düzebilirim nedne olmasın hayatına ışık getiririm biraz" modunda oluşu ayrı bir eğlence. Geliyoruz filmin sonlarına, bu esnada Dakin, Irwin'in yalanını yakalamış olduğu gerçeği ile bir anda üstün hale geliyor ki işte tam bu nokta egonun tatmin oluşudur. Sizi umursamayan birini alır ve size boyun eğer hale getirirsiniz. Hele ki o kişi sizden daha bilgili ise, hele ki o kişi öğretmeninizse. Öte yandan en başta bahsettiğimiz gibi Dakin da bir ergen ve belli istekleri var, dolayısıyla Irwin boyun eğdiği gibi dizlerinin üstünde de durmalı Dakin'e göre. Irwin ise "Hayır öğrencime dokunmamalıyım" moduna rağmen Dakin'in mantıklı argümanlarına ve suratının 5 cm yakınında olmasına dayanamayıp "Tamam" der. İşte bu noktada da gelecek zaman cinsel tatminini görmekteyiz.
Ancak ve ancak filmi izleyen sizlerin bildiği üzere pek tabii ki gerçekleşmiyor bu durum. Yine de bu bile alkış gerektirir. Filmin sonu kısmına gelmişken, iyi olduğunu düşünmeme rağmen bence oyunun sonu çok daha güçlü gibi. Özellikle Irwin ve Dakin arasında hiçbir şeyin olmamasının açıklanışı. Oyunun sonunu öğrenmek istemeyenler için o kısmı boş bırakıyorum.
*****Spoiler Biter******
Daha yazardım ancak sıcak iyi bir faktör değil sanırım ayrıca sırtım ağrımaya başladı. Özetle çok zekice yazılmış bu filmin kaçırılmaması gerekir.
***Spoiler başlar****
Filmi incelemek gerekirse: İlginç bir şekilde film etkilerini -en azından bende- biter bitmez değil de üzerinden zaman geçtikçe, üzerinde düşünmeye başladıkça bıraktı. Özetlersek film benim eğitimle ilgili gıcık kaptığım her noktaya değindiği gibi aynı zamanda cinsellikle ilgili yıkılmasını dilediğim tabuları da izleyiciyi sarsacak -abuk standart hetero ileyiciyi ele alın, beni değil onu sarsacak- şekillerde ele alıyordu. İstedikleri ya da istemek zorunda bırakıldıkları üniversiteye girmek amacıyla, doğruları ezen, sivri olmalarının bir beklenti haline geldiği, dünyaya olabildiğince çok yönden bakan öte yandan hala ergen olan bir grup öğrenciden bahsetmekteyiz. Yani evet, olabildiğince kültürlüler, bilgileri çok sağlam ama bir yandan gayet ergen durumlar yaşamaktan da kurtulamıyorlar. Ancak böyle olması da filmin süper kısımlarından çünkü hayatlarındaki ilişkileri ilerleten, yön veren de bu oluyor zaten.
Öğretmenlerinin de onları nasıl etkilediğini görmek inanılmaz zevkli oluyor bence. 3 farklı, 3 karizmatik öğretmen vr elimizde ve hepsinin de bakışları değişik. Öğrenciler üzerindeki durum ise bu üç farklı stilin harmanlanması oluyor. Oxford'a kabüllerini sağlayan da bu esasen.
Gelelim Dakin ~ Irwin durumlarına; filmin en bayıldığım kısımlarından biri. Ve hayır nedeni straight karakterimizin kendini böyle bir işe bulaştırması değil. Ehem yani sadece o değil. Dakin ki kendisi über straight oğlumuz, istediği kızı yatağa atar ki atmakta ancak iş cinsellikle bitmiyor işte. Dakin'in olayı aslında tam bir ego tatmini. Irwin görüldüğü gibi ilk başlarda ciddiye bile almıyor Dakin'i ancak Dakin Irwin'in ayaklı bilgi olması durumundan etkileniyor ve adam sadece 5 yaş büyük bu oğlan grubundan. Dolayısıyla film boyunca straight ancak straightliğinden emin oluşundan dolayı bir o kadar da rahat Dakin'in Irwin'in gözüne girme ve flört çabasını görüyoruz. Irwin de zamanla oltaya geliyor ki bu noktada Dakin'in gaydar'ını da övmek isterim, ey straight insan nasıl anında kaptın Irwin'i! Her neyse, zamanla Irwin'in de Dakin'i görmeye ve kabullenmeye başladığını görüyoruz ki Dakin o zamana kadar açık açık "Hmm kendisini düzebilirim nedne olmasın hayatına ışık getiririm biraz" modunda oluşu ayrı bir eğlence. Geliyoruz filmin sonlarına, bu esnada Dakin, Irwin'in yalanını yakalamış olduğu gerçeği ile bir anda üstün hale geliyor ki işte tam bu nokta egonun tatmin oluşudur. Sizi umursamayan birini alır ve size boyun eğer hale getirirsiniz. Hele ki o kişi sizden daha bilgili ise, hele ki o kişi öğretmeninizse. Öte yandan en başta bahsettiğimiz gibi Dakin da bir ergen ve belli istekleri var, dolayısıyla Irwin boyun eğdiği gibi dizlerinin üstünde de durmalı Dakin'e göre. Irwin ise "Hayır öğrencime dokunmamalıyım" moduna rağmen Dakin'in mantıklı argümanlarına ve suratının 5 cm yakınında olmasına dayanamayıp "Tamam" der. İşte bu noktada da gelecek zaman cinsel tatminini görmekteyiz.
Ancak ve ancak filmi izleyen sizlerin bildiği üzere pek tabii ki gerçekleşmiyor bu durum. Yine de bu bile alkış gerektirir. Filmin sonu kısmına gelmişken, iyi olduğunu düşünmeme rağmen bence oyunun sonu çok daha güçlü gibi. Özellikle Irwin ve Dakin arasında hiçbir şeyin olmamasının açıklanışı. Oyunun sonunu öğrenmek istemeyenler için o kısmı boş bırakıyorum.
*****Spoiler Biter******
Daha yazardım ancak sıcak iyi bir faktör değil sanırım ayrıca sırtım ağrımaya başladı. Özetle çok zekice yazılmış bu filmin kaçırılmaması gerekir.
31 Mayıs 2008 Cumartesi
Hot! Hot! Hot!
I got the hots for... Mia Michaels!
Cidden, kadın muhteşem karizmatik ve güzel olmasının yanı sıra tam bir dahi iş dansa gelince. Ayrıca kıyafet seçimlerine falan da hastayım.
Ama gerçekten, muhteşem bir koreograf kendisi. Çıkardığı işler insan vücudunu en estetik şekilde göstermeye yönelten şeyler ki benim de dansta sevdiğim bu zaten. Ayrıca genelde aynı dansçıları beğeniyoruz o yüzden bir artı puan daha. Bu arada aklıma gelmişken, ilk koreografisini 11 yaşında düzenlemiş Mia...
Bir de aklıma gelmişken, delicesine Jo Kanamori'yi izlemek istiyorum ancak adamın hiçbir yerde videosu yok ki tek videosunun olduğu Youtube da kapalı.
Şu sınavlar bir bitsin kendimi kültürel faliyetlere adamak istiyorum. Aaaah Miaaa....
15 Mayıs 2008 Perşembe
Martin
Adam gibi Depeche Mode dinlemeye başlamadan önce Martin L. Gore'u gay zannederdim. Daha doğrusu hetero olma seçeneği aklıma bile gelmemişti.
2 sene önce konsere geldiklerinde ise gazetede "Martin L. Gore sevgilisiyle bıdı bıdı" tarzında bir haber çıkmıştı, Türkiye'ye gelen ünlülerin nerede yediği ne yaptığı anında haber olur ya öyle bir şey. Tabii gazetede sevgilisini ve de benim kafam kadar göğüsleri olduğunu görmek tüm hayallerimi yıkmıştı. Dahası Precious'ı boşanması üzerine çocuklarına yazmış falan filan, teyze kendisinimn straight experiment'ı bile değildi özetle. Üzülmüştüm pek tabii ki ancak ne yapılabilir, gay'i heteroluğa zorlamak ne kadar anlamsızsa heteroyu da gay yapmak aynı derecede abuk (deneyimlerle sabittir...)...
Bu bilgiden sonra, geçtiğimiz sene sevgili Robert'ımda Playing the Angel'ı dinlemekteydim serviste uyuklarken. Uykum 1 saatlik servis yolculuğunda o kadar ağırlaşmış ki bir de rüya gördüm üstüne. Martin L. Gore ve Dave Gahan sahnedeydi, gençlik halleri tabii, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak şarkı söylüyorlardı v e bir anda öpüşmeye başlıyorlardı. Rüyanın muhteşemliği "Ultimate Fanteziler Serisi, No: 495, checked!" dedirtecek kadar şahaneydi, ki görüntünün uke-semeliği şimdi hatırladıkça kafamda canlanıyor. Keşke gerçek olsaydı dedikten sonra bu görüntüyü çeşitli karakterlerime uygulamayı planladığımı belirteyim...
Unutmadan Martin L. Gore'un sesi dünya üzerindeki en şahane en karamel krema seslerden biri sanırım. Solo albümlerine ulaşmanız şiddetle tavsiye edilir, şahsen şu anda Counterfeit ep'den Compulsion ve Gone'a takmış vaziyetteyim...
Martin sen nasıl gay değilsin cidden?
6 Mayıs 2008 Salı
Çok Yakında!
Geçenlerde aklıma geldi, bir manga okuyordum ve orta okuldaki halim ile şimdi arasında "zevklerim" konusunda ne kadar fark olduğunu gördüm bir kez daha.
Dolayısıyla Charlotte önündeki önemli sınavı atlatması ile size "Anime ve Manganın Cinsel Yönelimi Belirlemedeki Rolü" adlı şahane bir deneme sunmayı planlıyor.
Çok yakında, hatta daha da spesifik olmak gerekirse; bu ya da önümüzdeki hafta...
P.S: Bu blog okunmadığı için bu yazıyı daha ilginç yerlere de yollamam mümkün...
Dolayısıyla Charlotte önündeki önemli sınavı atlatması ile size "Anime ve Manganın Cinsel Yönelimi Belirlemedeki Rolü" adlı şahane bir deneme sunmayı planlıyor.
Çok yakında, hatta daha da spesifik olmak gerekirse; bu ya da önümüzdeki hafta...
P.S: Bu blog okunmadığı için bu yazıyı daha ilginç yerlere de yollamam mümkün...
2 Mayıs 2008 Cuma
Venus in a Pot (of tea)
Elimdeki çay ve yerde duran yarısı boşalmış demlik ile kendimi inanılmaz teyze hissetmekteyim. Ve bu bir şikayet değil. Gerçekten yaşlandığımda da aynen böyle olmak istiyorum sanırım. Yanda egzantrik aromalı bir kocaman demlik ve minik bir çay bardağı, loş ve sıcak ışık, güzel müzik bir de kitap.
Sanırım demliğin görüntüsü teyzesel duygularımı arttırmada oldukça yardımcı. O kadar çirkin bir şey ki tarif bile edilemez. Bir tanıdığımızdan bana demlik almasını rica etmiştim pazardan falan, bahsettiğim egzantrik aromalı çaylarım için lazım oluyor çünkü. Kendisi de yakın zamanda ölen bir akrabamızın evinden bana iğrenç, lacivert ağırlıklı, yavruağzı desenleri olan, yaldızlı bir şey getirmiş.
Benim elimde ise içi şeftali aromalı çay ile dolmuş, N.'den hediye çok şeker, kedi illüstrasyonları ile dolu bir fincan var.
Fonda keman sesleri, diğer elimde de kitabımın olduğu düşünülürse tam bir teyzeyim sanırım. Öte yandan elimde tuttuğum kitabın Leopold von Sacher Masoch'tan Venus in Furs olduğu da düşünülürse biraz garip ve sapkın bir teyze olduğumu düşünmek de doğru kaçar.
Olsun, ayaklı klişeyi bir öğeyle de olsa kırmam gerekiyordu zaten...
P.S: Masoch demişken, kendisine bir nevi minnettarım şimdiden çünkü okuduğum onca Sade'dan sonra bu kadar sanatsal bir dille karşılaşmak çok mutlu edici. Bir de nedense Sabahattin Ali tadı alıyorum kendisinden ve hayır, kürk yüzünden değil...
Sanırım demliğin görüntüsü teyzesel duygularımı arttırmada oldukça yardımcı. O kadar çirkin bir şey ki tarif bile edilemez. Bir tanıdığımızdan bana demlik almasını rica etmiştim pazardan falan, bahsettiğim egzantrik aromalı çaylarım için lazım oluyor çünkü. Kendisi de yakın zamanda ölen bir akrabamızın evinden bana iğrenç, lacivert ağırlıklı, yavruağzı desenleri olan, yaldızlı bir şey getirmiş.
Benim elimde ise içi şeftali aromalı çay ile dolmuş, N.'den hediye çok şeker, kedi illüstrasyonları ile dolu bir fincan var.
Fonda keman sesleri, diğer elimde de kitabımın olduğu düşünülürse tam bir teyzeyim sanırım. Öte yandan elimde tuttuğum kitabın Leopold von Sacher Masoch'tan Venus in Furs olduğu da düşünülürse biraz garip ve sapkın bir teyze olduğumu düşünmek de doğru kaçar.
Olsun, ayaklı klişeyi bir öğeyle de olsa kırmam gerekiyordu zaten...
P.S: Masoch demişken, kendisine bir nevi minnettarım şimdiden çünkü okuduğum onca Sade'dan sonra bu kadar sanatsal bir dille karşılaşmak çok mutlu edici. Bir de nedense Sabahattin Ali tadı alıyorum kendisinden ve hayır, kürk yüzünden değil...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

