I wanna see blood. Buckets of it, loads of it... I need gore, maybe not someone's intestines but something gooey and red and sticky, coming from some person's somewhere...
I need to dip my hand in red, thick, hot water since the smell of actual blood makes me kinda dizzy. Then wash my face in it.
I actually want to see my own blood too but don't like the pain afterwards.
Last but not least, I wanna hide these sentences somewhere since people would think I'm on a period of suicidal thoughts or self loathing or something... That is not the case though, this is just me being creepy.
16 Ocak 2010 Cumartesi
6 Ocak 2010 Çarşamba
Realiteye Adaptasyon a.k.a Finaller Nasıl Biter?
Nasıl depresyona giresim, ağlayasım var anlatamam. Hepsi içimdeki arabeskin suçu cidden. Sanki dinlediğim şarkıdaki, okuduğum şeydeki olaylar benim başıma geliyor.
Karakterler için ağlayacağım, o derece.
Nedir bu softy'lik kuzum (Ç.'ye bol miktarda kırpılan gözler)?...
Battaniyemin altında kalmama bile izin vermiyorlar zaten. Pöeaaafff.
Son şikayetim ise download'umun çok yavaş olması üzerine. Ha bir de vizyondaki her dizinin şu anda tatil yapıyor olmasına bikbikleneceğim. Yaklaşık 5 gün önce "Ya hayat fena değil sanırım, keyfim yerinde" falan derken yine "Ölsem olmuyor mu?.." demeye başladım. O kadar da arabeskim, ne yapacaksınız...
P.S: http://prepareyourselfforbed.blogspot.com/2008/07/giderayak.html Ahahah, bu yazıda söylemiş olduğum bir iki haltı fark ettim de 2 sene sonra, bayağı eğlendirdi beni. "Kocaman amca" ahahhaa, tamam yani hakikaten öyle de, eskiden pek öyle değilmiş tabii. Neydi neydi "But I think there's also poison in that smile, coming from a man's point of view.." ahahah. Gayet de sempati duyulası biri kendisi. Ahahaha, ay çok eğlendim. Bir ara kamerayı açıp kaldığım yerden devam etmem gerek. Ahahaha
Karakterler için ağlayacağım, o derece.
Nedir bu softy'lik kuzum (Ç.'ye bol miktarda kırpılan gözler)?...
Battaniyemin altında kalmama bile izin vermiyorlar zaten. Pöeaaafff.
Son şikayetim ise download'umun çok yavaş olması üzerine. Ha bir de vizyondaki her dizinin şu anda tatil yapıyor olmasına bikbikleneceğim. Yaklaşık 5 gün önce "Ya hayat fena değil sanırım, keyfim yerinde" falan derken yine "Ölsem olmuyor mu?.." demeye başladım. O kadar da arabeskim, ne yapacaksınız...
P.S: http://prepareyourselfforbed.blogspot.com/2008/07/giderayak.html Ahahah, bu yazıda söylemiş olduğum bir iki haltı fark ettim de 2 sene sonra, bayağı eğlendirdi beni. "Kocaman amca" ahahhaa, tamam yani hakikaten öyle de, eskiden pek öyle değilmiş tabii. Neydi neydi "But I think there's also poison in that smile, coming from a man's point of view.." ahahah. Gayet de sempati duyulası biri kendisi. Ahahaha, ay çok eğlendim. Bir ara kamerayı açıp kaldığım yerden devam etmem gerek. Ahahaha
8 Aralık 2009 Salı
"Fak Yu!!!" Dediğimiz Anlar
Hayatımda en sevdiğim filmlerin çoğunun festivaller esnasında (!f , İstanbul Film Festivali, Filmekimi) kaçırmış olduğum ya da gözümden kaçmış filmler olmasından nefret ediyor. Hemen birkaç örnek; Eternal Summer, Une Vieille Maitresse, The Fall ve pazar sabaha karşı izleyip, !f'te gösterilmiş olduğunu iki dk. kadar falan önce öğrenmiş olduğum Mannen som Elsket Yngve. Tabii bir de bu filmlerden bazılarının esasen kitap olduğunu öğrenmem (tekrar bkz. Eternal Summer, Mannen som Elsket Yngve) ve kitapların çevirisinin pek ortalıklarda olmadığını fark etmem de var...
Hayır, festivalde kaçırmış olmak iğrenç olsa da bir derece ama daha çok ağırıma giden o filmleri yeterince takdir edemeyecek bir salon dolusu insanın izliyor olması benim yerime. Bu filmleri en çok ben anlar takdir ederim dediğimden değil, ama birinin gidip sizin bu kadar bayıldığınız filme "Fena değildi işte yaaa" "Sıkıcıydı" diye yorumlar yazdığını görmek sinir bozuyor.
Bu sene hepsine gideceğim çatır çatır, hiç umurumda olmaz sınavmış vizeymiş. Bir daha kaçırırsam böyle bir şeyi delireceğim çünkü...
Bir de şu kitap işine biraz daha eğilmem lazım, Eternal Summer olacak gibi değil ama belki Mannen som elsket Yngve olur, lütfen olsun hatta, olmalı, üstelik o bir seriymiş mesela, iki kitabı daha var, okumam gerek, evet..
Hayır, festivalde kaçırmış olmak iğrenç olsa da bir derece ama daha çok ağırıma giden o filmleri yeterince takdir edemeyecek bir salon dolusu insanın izliyor olması benim yerime. Bu filmleri en çok ben anlar takdir ederim dediğimden değil, ama birinin gidip sizin bu kadar bayıldığınız filme "Fena değildi işte yaaa" "Sıkıcıydı" diye yorumlar yazdığını görmek sinir bozuyor.
Bu sene hepsine gideceğim çatır çatır, hiç umurumda olmaz sınavmış vizeymiş. Bir daha kaçırırsam böyle bir şeyi delireceğim çünkü...
Bir de şu kitap işine biraz daha eğilmem lazım, Eternal Summer olacak gibi değil ama belki Mannen som elsket Yngve olur, lütfen olsun hatta, olmalı, üstelik o bir seriymiş mesela, iki kitabı daha var, okumam gerek, evet..
Etiketler:
eternal summer,
film,
film festivali,
mannen som elsket yngve
5 Aralık 2009 Cumartesi
Little Miss Sunshine'daki Dwayne gibi hissediyorum şu anda, evet...
Eternal Summer aslında bir romanmış, 15 dk. önce öğrendim bunu. Dahası Borders'da bile bulunmuyor çünkü çevrilmemiş başka bir dile. En kocamanından fak, FAK hatta, küçük harfler yeterli değil bu duruma. Ekstradan geri zekalı bir imdb kullanıcısı "Heee evet, hatta böyle bir durum varmış kitapta!" diye dank diye yazmış, hayvan ya...
Hayatımın en büyük amacı şu noktada üniversite kariyer falan değil (ne zaman oldu ki zaten?) o kitabı okuyabilmek, cidden. Diğer her şey sonra geliyor...
Neyse, en azından yüz kez görüp "Amaaan bu ne be?.." dediğim eşcinsel içerikli filmde Joseph Gordon Levitt'in (kendisi rüyalarımın başrolünde birkaçtır, anlayamadım...) oynadığını öğrendim (Hayır, tabii ki Mysterious Skin'den bahsetmiyorum, başka bu...), tek güzel haber o.
Bu hafta sonu tarafımca sinemaya adandı, hatta mümkünse bütün hafta böyle gitsin, cuma Crows Zero I ve Maurice, cumartesi Crows Zero II, Edge of Seventeen (komikti esasen...) ve şimdi Lilies, download'u bitince de Latter Days (doğru tahmin, JGL'li film bu), sonra da Hedwig and the Angry Inch yaparım, sonra da diğerleri. Güneş doğunca The End'e uğrayayım ben bir de evet...
Jonathan'ı merak ediyorum şu anda en çok. Kitapta nasıl acaba, ah bir de bir ilginç bilgim daha var ama since bu blog'u okuyan insanlardan maksimum ikisi (blogu okuyan kaç kişi var zaten 4 mü?) filmi izlemiş olduğu için orayı şimdilik kendime saklayacağım...
3 Aralık 2009 Perşembe
B. Kinney is Always Right
Televizyondaki "Cinsellik-free gay" imajından nefret ediyorum.
Faghag'in olurum Kurt, hatta gerçek hayatta da Chris, onun da faghag'i olurum...
Şekilden şekile giren bilekleri büyük bir keyif ve şaşkınlıkla izleyen heteroseksüellerin o ellerin başka işlere yaradığını da fark etmesi gerek...
Senin olmam Glambert, ama bu görüntüyü yayınlamayan network'leri kınıyorum. Çok hot olduğu ve kaçırılmaması gerektiği için değil ancak Madonna yapıyorsa sen neden yapamayasın?...
17 Kasım 2009 Salı
Little Ashes
Filmi beğendim, bayağı hem de, orada bir sorun yok. Hatta *çok* ilginçti, bir sürü açıdan hem de sadece "Ünlü sanatçıların hayatını bir de böyle görün, yaa neler neler yapıyorlarmış meğer!" gibi içinizdeki röntgenciyi besleyecek açıdan değil. Öte yandan kabul edelim her biyografik çalışma içimizdeki röntgenciyi beslemeye yönelik o yüzden bu filmin de bu açıdan derin bir tatmin verdiği gerçeğini inkar etmeyeceğim. Sadece birkaç nokta var kafama takılan ki illa bu filme has şeyler değil, çeşitli filmlerde zaten karşımıza çıkan şeyler. Filme direkt bir eleştirim yok ama...
1) Filmlerde bahsi geçen karakterlerin anadili yerine İngilizce kullanılabiliyor, evet. Anlamadığım şu, İspanyol olduğunu farz ettiğimiz insanlara neden İspanyol aksanlı İngilizce konuşturmak? Hadi tamam, kadroda bir adet İspanyol'a sahipsiniz-koca filmde tek İspanyol o hatta yanılmıyorsam- ve o İspanyol da mükemmel bir İngilizce konuşmak zorunda değil, e peki diğer iki İngiliz neden aksanlı konuşuyor? "Göze batmaması açısından" yanıtını reddedeceğim çünkü film boyunca kafamda "İyi de bu ikisine neden İspanyol aksanlı İngilizce konuşturmak?.. Ööö, İspanyolca konuşsaydı o zaman herkes?..." soruları döndü...
2) Filmin üç kişisinden ikisini gayet adı geçen insanlara benzer kişilerden seçen cast sorumlusu, belki de bu üçlünün en gudubetini neden Robert Pattison yapmaya karar vermiştir? Yani kesinlikle daha estetik görünüyor, hayatta itiraz edemeyeceğim ama insan kafasından geçirmeden edemiyor yine de~~
Eleştirilerim bu kadar, bir de news flash, Robert Pattison esasen hiç fena bir aktör değil. Ama işte kendsi K-Stew'cuğuyla teen idol'cılık oynamaya bayılıyor, yazık diyoruz biz de.
Merak ediyorum bir yandan, filmde gördüğüm bir iki şey ne kadar doğru. Hadi tamam, bazıları tamamen doğru, mektuplardan, milletin söylediklerinden o kadar uğraşıp bir araya getirmişler ama bir iki kısıma feci kafam takıldı...
Şu eksen'de çalan şarkı fazla doğru "Why are all our heroes so imperfect?"
1) Filmlerde bahsi geçen karakterlerin anadili yerine İngilizce kullanılabiliyor, evet. Anlamadığım şu, İspanyol olduğunu farz ettiğimiz insanlara neden İspanyol aksanlı İngilizce konuşturmak? Hadi tamam, kadroda bir adet İspanyol'a sahipsiniz-koca filmde tek İspanyol o hatta yanılmıyorsam- ve o İspanyol da mükemmel bir İngilizce konuşmak zorunda değil, e peki diğer iki İngiliz neden aksanlı konuşuyor? "Göze batmaması açısından" yanıtını reddedeceğim çünkü film boyunca kafamda "İyi de bu ikisine neden İspanyol aksanlı İngilizce konuşturmak?.. Ööö, İspanyolca konuşsaydı o zaman herkes?..." soruları döndü...
2) Filmin üç kişisinden ikisini gayet adı geçen insanlara benzer kişilerden seçen cast sorumlusu, belki de bu üçlünün en gudubetini neden Robert Pattison yapmaya karar vermiştir? Yani kesinlikle daha estetik görünüyor, hayatta itiraz edemeyeceğim ama insan kafasından geçirmeden edemiyor yine de~~
Eleştirilerim bu kadar, bir de news flash, Robert Pattison esasen hiç fena bir aktör değil. Ama işte kendsi K-Stew'cuğuyla teen idol'cılık oynamaya bayılıyor, yazık diyoruz biz de.
Merak ediyorum bir yandan, filmde gördüğüm bir iki şey ne kadar doğru. Hadi tamam, bazıları tamamen doğru, mektuplardan, milletin söylediklerinden o kadar uğraşıp bir araya getirmişler ama bir iki kısıma feci kafam takıldı...
Şu eksen'de çalan şarkı fazla doğru "Why are all our heroes so imperfect?"
12 Kasım 2009 Perşembe
Billy Boy
"An old friend always told me 'If you see a hot chick, and you know will never see her again; eye-fuck the shit out of her'.
Someone commenting on Billy Idol's song; Flesh For Fantasy..
Another comment is about how this song is about a time when Billy was considering to be gay... Not sure about that but I still like the comment above...
Heh heh, eye-fuck..heh
Listening to: This Night Has Opened My Eyes by The Smiths
Gotta buy: Taste of Honey
Dreaming of: becoming a character in a Motoni Modoru manga.
Someone commenting on Billy Idol's song; Flesh For Fantasy..
Another comment is about how this song is about a time when Billy was considering to be gay... Not sure about that but I still like the comment above...
Heh heh, eye-fuck..heh
Listening to: This Night Has Opened My Eyes by The Smiths
Gotta buy: Taste of Honey
Dreaming of: becoming a character in a Motoni Modoru manga.
Etiketler:
billy idol,
flesh for fantasy,
motoni modoru,
the smiths,
yaoi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


