i've lost 1 hour and 44 minutes of my life etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
i've lost 1 hour and 44 minutes of my life etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2009 Pazar

Your Mom.. Exactly..

(Spoiler yok sadece film hakkındaki düşüncelerim.) Kafa sağlığımı bu film yüzünden mi tehlikeye attım ben? Yok hayır psikolojik etkilerden bahsetmiyorum, zira kötü olması dışında beynime bir kötülüğü dokunmadı o açıdan ancak eğer migreniniz varsa, sabahlayıp dershaneye gittiyseniz ve eve dönüp kendinizi "Filmin...kalanını...izlemeliyim...öööö" diye bilgisayar karşısına attıysanız film sonrası yattığınız uykudan uyanınca kafanıza entansif tarım makineleri (yeah yeah, i know my geography...) tecavüz ediyormuş gibi uyanmanız pek de şaşırtıcı değildir... İşin kötüsü hepsine değer olabilirdi, film Ma Mere olmasaydı...
Konuyla ilgili hiçbir problemim yok, ahlak açısından şoke edici konuların işlenmesini her zaman destekledim bu da bir istisna değil. Ancak ve ancak filmin realiteden kocaman uzak olması, ilişkinin gelişmesi gibi bir kavramı yok sayması herhangi birini deli etmeye yeter sanırım. Biri sözlük'te Louis Garrel'in "sanat için soyunurum" anlayışının istismar edilmesi demiş. Ben de kendisine çok doğru diyorum. Cristophe Honoré -ki kendisini Les Chansons D'amour'da desteklemiştim- filmi resmen "Ohhhh ergen ergen Louis Garrel... ohh kıçını şu açıdan da çekeyim, biraz da bu açıdan, Louis fazla giyiniksin mümkünse derini de at!" duygularıyla çekmiş. Öte yandan bir başkası da "İsabelle Hupert yaşlandıkça azıyor!" gibi aptal bir yorumda bulunmuş, onun da yorumunu en az film kadar aptal buluyorum. Grafik seks sahnelerinin olduğu filmlerde oynama cesaretini göstermek azmak oluyor evet. Evde sikemedim sette sikerim diye insanlar aktör/aktris oluyor zaten. Ayrıca bu yorumu yapan kişi Haneke'nin Pianisti'ni işin içine katarak bunu söylediyse kendisini Haneke'yi kafasına kafasına vurmak suretiyle dövmek istiyorum. Bu geri zekalılar sonra "Hmm evet sinema, festivaline falan giderim ben, yönetmen kendini aşamıyor ma şeri" diye etrafta dolanıyorlar sonra...
Öhöm, her neyse, filme dönersek, Bataille'ın kitabını okumadım ancak eminim ki karakterlerin duyguları kendilerini o sonuca iten olaylar, hisler çok daha iyi belirtilmiştir. En basitinden, Pierre'in kitapta çok bağnaz bir kafa yapısına sahip olduğunu bilirken filmde iki ezbere dua okudu diye "Ay bak çocuk ne dindaaaaar" sonucu çıkartmak zorunda değiliz. Nedir yani, ödüm bokuma karışsa ben bile "Tanrı benim çobanımdır, benim eksiğim olmaz..." diye başlayabilirim (Mr. Gacy aren't we alike?...) . Her şey bir kenara, cidden, in psychology I trust'ı vurgulayarak, davranışların neden ve sonuçları ve ben sadece davranışı sonra da siktiriboktan sonucunu görüyorsam o film benim için iyi işlenmemiştir. Bir de tabii olayların daha gerçeğe yakın olmasını dilerdim ama film tamamen bol miktarsa lsd'ye bulanmış bir zırvalık dilimiydi. Louis Garrel'in yine oyunculuğu konusunda bir problem yok. Belki bir iki sahnede daha farklı bir ses tonu isterdim ama tüm o boktanlığa rağmen en azından kendisi vardı diyorum. Sanırım Honoré de aynısını demiş çünkü yukarıdaki karikatürize anlatıma rağmen beyefendinin Louis'yi ne kadar sevdiğini de dikkate alırsak film Honoré için bir oyun olmaktan başka bir şey değilmiş gibi geliyor bana. Bu noktada son bir de cinsel içerikli sahnelere değinirsek, gereğinden fazla agresif ve uçuk buldum dolayısıyla da yapay. Tam Marquis de Sade yapaylığında hatta ki bu durum Bataille'dan mı yoksa filmden mi emin değilim ama "Bakıııın ahlaksız kadın ne kadar da ahlaksız bir yaşam sürüyor ve bu kadar ahlaksızlık oğlunu bile nerelere sürüklüyor. Çok ahlaksıııız, biraz daha ahlaksız olamaz, o derece ahlaksız!!!" anlayışının film boyunca hakim olduğu reddedilemez.
Anne-oğul geyiği konusunda yine yeterli bir neden-sonuç ilişkisine sahip olmasa da Savage Grace'i tercih ederim kesinlikle ki onu da çok sevdiğim söylenemez, en fazla "fena değildi" diyebilirim ama ikisini karşılaştırınca Savage Grace donunda sallıyor...
Çok kötü, çok çok kötü ve hayır Louis Garrel'i "görmek" istemiyordum, hiç gerek yoktu ama gözüme soktuğun için çok sağol Honoré, evet evet hepsi sanat için eminim...

P.S: Savage Grace deyince aklıma gelmişti, geçen sene bu aralarda geometri dersimden eve dönerken vapurda Matmazel Luzrette'e rastlamıştım ve filmden bahsetmiştik. Ve hayır her sene bahar aylarını anne-oğul ensest ilişkisi üzerine kurulu filmler izleyerek geçirmiyorum. Sadece tesadüf...gerçekten...
P.S2: Bataille Savage Grace'teki ailemizin dostlarından biriydi yanlış hatırlamıyorsam...