31 Ocak 2008 Perşembe

Fütüristik Hayaller

Birkaç seçeneğim var sanırım;
- Grafik Tasarım oku, süper çiziyor hale gel, illüstrasyonlar ya, sergiler aç bu illüstrasyonlar için, kendi kitabın çıksın, sonra çizgi roman olaylarına dal, rock star'a denk gelen hayallerini gerçekleştir...
- Fotoğraf oku, fotoğrafçı ol, bir yandan hala illüstrasyon yapıyor olursun, çoook güzel çook şahane insanların fotoğraflarını çek, hatta belki o dünya güzeli insanlarla yat(ohş), sergiler vesaireler...
- Yurtdışına git, psikanaliz oku, bu arada bir drag queen kabaresinde part-time işe başlayıp Paris'in en şahane drag queen'leri ile arkadaş ol, çok böyle outrageous bir hayat yaşa, "Doktor" ünvanı ile dışarı çık, ülkene dön, çok ünlü ol, bir yandan yine illüstrasyon yaparsın, çok para kazanırsın, istediğin ne kadar kitap, cd, dvd varsa alırsın...
- Ülkende kal, ÖSS'ye kas, Boğaziçi Psikoloji'ye falan gir, B. ile birlikte yaşa, mutlu mesut ol, bir yandan illüstrasyon için atölyeye falan gidersin, mezun olduğunda istediğin alanda çalışırsın. Zenginlik garantisi veremiyoruz ama, sürünme potansiyelin de ikinci seçenekteki gibi çok fazla...

Yukarıdaki seçenekler arasında yapmak istediğimden emin olduğum tek şey drag queen kabaresidir... Sıçmışımdır...

30 Ocak 2008 Çarşamba

Blog Mucizesi

İnsanlar bloglarını muhteşem amaçlar için kullanıyorlar! Müzik paylaşımı olsun, film, çizgi roman, kitap, şu, bu, her şey! Hele az önce keşfettiğim blog'un yazarının arkadaşım olmasını diledim, yazdıkları o kadar şahaneydi. Ancak ben burada ne yapıyorum? Ergen ergen sızlanmakla meşgulüm efenim. Evet doğru duydunuz, "Aaah bugün de şöyle oldu böyle oldu, ne garip hissediyorum..." demekten başka bir şey yapmamışım neredeyse. Öte yandan bu yazı da, bundan sonraki yazılarımının değişeceğini müjdeleyen bir şey değil ya neyse. Sonuçta burası benim için, keşfettiğim bloglar ise hem kişisel tatmin hem de hizmet arasında dolananlardan ki çok takdir ediyorum.

Hoş, yazılarımın içeriğini değiştirecek olsam bile, ben bildiklerimi paylaşmayı sevmem ki?... Hmm tamam o zaman, ben eski halimle kendimi sunmaya devam edeceğim, ancak belki, hazır kimse de okumuyor burayı, biraz müzik, çizgi roman, edebiyat, sinema vb konulara atabilirim kendimi? Why not, why cannot...

Evet evet öyle yapacağım, hatta ilk haber siz değerli non-existent okuyucularım, Robinson Crusoe'nun Galatasaray'ın sokağının orada bir çizgi roman dükkanı açtığını belirtmektir. Mekan şahanedir, dahası American Virgin de gelmiş oraya, alınacaktır mutlaka! Şu kapağa bakınız ve beğenmediğinizi söyleyiniz!


29 Ocak 2008 Salı

Connection Rüzgarları, Yeni Pembe Diziniz!

Yetti lan connection'dan yetti!!!!! Herkes mi birbirini tanır be!! Bir kişi de mi alakasız olmaz başka herhangi biriyle?!!! Ama yoook mutlaka herkes birbirini tanır, herkes alakalıdır, yeni biriyle tanıştım diye de bir şey yoktur arkadaşının arkadaşının arkadaşıyla tanışmışsındır sen!!!

27 Ocak 2008 Pazar

Itchy & Scratchy

Az önce yazdığım her şey silindi... sikeyim...

Özetle;

Heath Ledger'ın ölümü iğrenç bir durum, hele bu kadar gençken...kesinlikle hayır. Kendisinin anısına bir Brokeback Mountain günü düzenlenecektir... Ayrıca saçma olduğu su götürmese de ölümünü duyunca aklıma gelen tonlarca şeyin arasında Jake Gyllenhaal'un ne yapacağı da vardı... Kendisinin yerinde olsam parçalanmıştım...

Thailand Mutfağı = şahane! Biraz "alevli"ydi, orası kabul ama şahane olduğu gerçeğini engellemiyor. Hele o çay, bir kez daha kendimi çayla boğmak istedim...

Bu arada herkes aşık modunda. Ben bile "sevgi dolu" olabilirim (-abilirim dedim, öyleyim demedim). O gün telefonda N.'nin sesini duyunca bir an her şey stop etti. Beynim dahil. Dahası bunu demişken, geçen perşembe herhalde hayatımın en atraksiyonlu günlerinden biriydi. Doğal olarak en de yorucu. Bazılarını sevdim bazılarını öldürmek istedim. Yeşil içecek arkadaş ise günün en desteklediğim şeyi oldu. Öyle ki sanırım bir an B. ve B.'nin (aman tanrım adları bile uyumlu...) ilişkisinden bile daha çok destekledim... Kendilerine haberdar olmadıkları bu mekandan mutluluklar dilerim yeri gelmişken.

Onun dışında, film izleme moduma geri dönmüş olduğum için mutlu bir insanım. Bugün üç film devirdim, kendimle gurur duyuyorum! Tek problemim hazırlıktaki gibi alerjisi azan ellerim. Yarın doktor kendileri için ne diyecek acaba?...

Ara not: İ. hemen dibimize taşındı, mutluyum! Diğer ara notlar ise; üniversiteye başladığımda akordeon çalmaya başlayabileceğim ve ikinci dönem eskrim eğer o olmazsa kickbox'a başlayacağım yönünde. Bir şekilde stres atmalıydım, bu spor arkadaşlar şahane oldu...

Budur yani, az önce yazdıklarım silinmeseydi daha iyi olacaktı sanki ama neyse...



R.I.P (1979 ~ 2008 )

29 Aralık 2007 Cumartesi

Eternal Summer

*Spoiler içerir gibi*

Klişe miydi? Evet. Olaylar tahmin edilebilir miydi genel olarak(o bir sahne kesinlikle dahil değil buna)? Evet.. Ancak filmi sevdim ben, filmin parçası olmak istediğim hatta. Işık, ortam, müzikler.. Birine sarılıp uyuma hissi getirdi bana. Hele *o* sahnede çalan parça. Jonathan'ın ruh hali, Shane'le inanılmaz tutkulu bir şekilde "birleşmeleri", o parçanın o sahneye o kadar uymuş olması...

Jonathan gibi aşık olmak istedim, Jonathan'a aşık olmak istedim, Jonathan olmak istedim,
Jonathan'ı istedim...

Bilmem, sanırım ezik aşık karakterleri her zaman seveceğim, böyle bir kenarda durup acı çeken, hep kendini feda eden tipler. Tam benlikler, galiba kendime benzetiyorum biraz da...

İsteyen istediğini desin, filmi beğenmesin, sıkılsın vs... Ben beğendim işte.. Parçayı da durmaksızın dinleme halindeyim zaten...

7 Aralık 2007 Cuma

TJO

TJO baharda ya da başka bir deyişle martın son ve nisanın ilk günleri Japonya'da olacakmış... Daha iyi bir kombinasyon olabilir miydi? Feci kıskanmış vaziyetteyim. Üstelik şu üniversite işleri yüzünden şimdi "Yazın Japonya'ya gideceğiiim!" planlarım da mahvolmuş durumda... fuck...

Bir de 3 saatlik uykumun rğyasında U.'yu, M.'i ve sanırım T.'yi gördüm... Niye sadece erkekler vardı hatırlamıyorum ancak hepsi de "Bak biz değişmedik biz de senin gibi aynıyız" diyorlardı. Bilinçaltımı bir parça yaratıcılığıa çağırmaktayım...
P.S: Çok feci Patrick Wolf'a taktım kafayı. Kendisini sömürmekteyim iki haftadır ve işin ilginci daha doymadım...

9 Kasım 2007 Cuma

Sanatsal Porno(?!)

Deviantart 17 yaşında olmam sebebiyetiyle account'umu mature content'e kapadığından beri düşünüyorum da... Aslında en mükemmeli "Madem mature content görmem yasak bu durumda ben de yollarım!" deyip çırılçıplak bir fotoğrafımı göndermek olurdu ancak vücudumu o kadar beğenmek bir kenara hiç beğenmiyorum. Sonra aklıma geldi, 18 yaşından küçüklerin çıplak modellik yapması da yasak. Bu durumda sormak isterim; 17 yaşındayken çocuk pornosu olarak görülen bir şey 18 yaşına girince sanat mı oluyor? Ya da her türlü çıplaklık porno ya da yine her türlü çıplaklık sanat mı? Yaşa göre porno değeri taşıyan bir şey büyüyen yaşla sanat mı oluyor? Model fotoğraf çektirirken 17 yaşındaysa ve bunu sergiye sunduğunda 18 olmuşsa o fotoğraf nasıl değerlendirilir? Dahası fotoğraftaki kişinin 17 ya da 16 hatta 15 olduğu anlaşılır mı? Şahsen 15 yaşımdayken 20 küsür yaşında olduğumu düşünüyorlardı, eh o zaman fotoğrafım nasıl değerlendirilirdi?
Özet soru şu aslında: Devinantart ciddi şekilde salak mı?